Pages

21 Haziran 2010 Pazartesi

Kitap Kurtları :)

Filmlerden sonra şimdi de 2 hafta önce okuduğum kitaplardan bahsetmek istiyorum:


Küçük Prens
Yazar : Antoıne De Saınt-Exupery
Çeviri: Yaşar Avunç
Kitap hakkında :
Kitabın yazarı aynı zamanda ana kahramanımız bir pilottur.Afrika uçuşu sırasında uçak bozulur ,çölde kalır.Başka bir gezegenden dünyaya gelmiş ve kendisiyle karşılaşan Küçük Prens ile tanışır.Bundan sonraki kısımlar ikisi arasındaki konuşmalar ve olaylar geriye dönüşlerle aktarılmış bir eserdir.
Kitapta yazarın kendi suluboya çizimleri yer almakta.


Kitap dünyaya çocuk gözüyle bakmanın ne demek olduğunu anlatıyor.Sayfaları çevirdikçe kelimeleri okudukça yeniden çocuk gibi düşünmenin çocuk gibi görmenin güzelliğini yaşıyorsunuz.
Hala okumadıysanız mutlaka bir tane edinin...




Mesele Ne Kadar İyi Olduğun Değil ,Ne Kadar İyi Olmak İstediğin
Yazar: Paul Arden
Çeviri:Ferhat Tümer
Yayın Yılı :2008
Kitap Hakkında:
Başucu kitabınız olacak türden dünyanın en çok sattıran kitabı.İstemek ,yalnızca istemek ve sonrasında neler olduğunu görmek üzerine elinizden düşürmeyeceğiniz eğlenceli bir dille kaleme alınan eşsiz eser.


Okuduğum kitaplar arasında bana en çok ulaşan ,içime en çok işleyen kitaplardan biri bu kitaptı.Bir solukta okudum her bir sayfasını.Herkesin kabul ettiği yeteneğin değil asıl önemli olanın istemek olduğu üzerine  yazılmış yol gösterici bir kitap.
Kitabı okurken bazı sayfalara post-itler yapıştırdım onlardan birkaçından şunlar var;


"Yapılamayacak gibiyse yap,yapmazsan var olamazsın"
"İşi sloganlar bitirir"
"Kaybolmazsak ,asla yeni bir yol bulamayız -Joan Littlewood"




Aklını Kullan Aksini Düşün
Yazar: Paul Arden
Yayınevi: Boyner yayınları
Çeviri:Ferhat Tümer
Kitap Hakkında:
Paul Arden'den bir diğer  elinizden düşmeyecek bir yol gösterici.Herşeye bakışınızı değiştirme iddiasıyla yazılmış bir kitap.Kullanılan esprili dil,kafanızdaki mantıklı görüşlere farklı açılardan bakışıyla sizi hemen kendine bağlıyor Paul Arden.Kitabın arka kapağındaki yazı şu sözlerle bitirilmiş " Kim olursanız olun ,bu kitabı okuyun.Ve ne istiyorsanız olun".


Paul Arden bu kitabıyla da beni şaşırtmayı başardı.İçindeki resimler ve anlatım şekli  kitaba ara veripte sonra devam etmeme engel oldu adeta.Kitap bitipte düşündüğümde artık herşeye farklı pencerelerden bakmam gerektiğini  gördüm.Yıllar yılı alışılagelmiş bir gidişi değiştirmek zor biliyorum,ama denemeye başlamaktan ne çıkar ?
Mutlaka ama mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.




Denemeler
Yazar: Montaıgne
Çeviri:Sabahattin Eyuboğlu
Yayınevi:Cem Yayınevi
Kitap Hakkında:
Dünya klasikleri arasındaki Denemeler Montaıgne 'nin dünyasına  bir ayna niteliğinde.O herşeyi sorguluyor,düşünüyor ,yazıyor ,paylaşıyor.Ün,hizmet etmek gibi amaçları yok o sadece bilsinler istedi,kendi hakkındakileri düşüncelerini bilsinler istedi.


Denemeler'i bu ikinci okuyuşum ancak her okuyuşumda başka noktalara takılıyor başka  şeyler düşünüyorum.Tek değişmeyense Montaıgne'nin düşünüyor oluşu gerçeği.Günlük hayatın akışında hiç kimsenin gözüne çarpmayan gerçekler onun süzgecine takılıyor.Hepimize yıllarca önemini yitirmeyecek ve bir kez okumanın asla yetmeyeceği bir eser sunuyor.
Okuyun, bir kez değil defalarca okuyun.




Faust
Yazar:Goethe
Çeviri:Ali Çankırılı
Yayınevi:Antik Dünya Klasikleri
Kitap Hakkında:


Faust, Goethe'nin butün eserlerinin bir birleşimi olarak kabul edilir.Faust, Goethe'nin neredeyse tüm yaşamı boyunca yazarak tamamladığı bir yapıttır. Urfaust adıyla onsekiz yaşında başladığı oyunu, 1806deFaust I ve 1832de Faust II adıyla iki büyük bölüm halinde yazarak seksenüç yaşında ölümünden kısa bir süre önce bitirebilmiştir.Goethe, Faust'un konusunu çok eski bir öyküden almıştır. Şeytanla bahse giren insanoğlu teması önceki yüzyıllarda da birçok öyküye ve oyuna konu olmuştur. Goethe'den önce birçok yazar tarafından defalarca işlenmiş bir konu olan Faust, daha önce de usta bir İngiliz yazarı olan Christopher Marlowe (1564-1593) tarafından Doktor Faustus adıyla işlenmiştir. Aynı konudan hareket etmelerine karşın iki oyunun olay örgüsü çok farklı biçimde gelişir ve sonuçlanır. Marlowe, Faust'u şeytanla girdiği anlaşmayı kaybeden biri olarak ele almıştır. Oysa Goethe Faust karakterini Şeytan Mefistofeles'e yenilmeyen bir insan olarak incelemiştir. Goethe, Faust'unda evrensel bir insan tragedyası yaratmıştır.

Kitabı okumadan önce ağır bir dille karşılaşma korkusu vardı içimde.Okumaya başlamamla bitirmem bir oldu.Anlaşılır ve sürükleyici bir anlatım.Birçok kitaba konu olan şeytan ve insan Goethe'nin anlatımıyla klasiklere giren bir anlatımla kaleme alınmış.Kitapta anlatılan Ruhunu şeytana satan doktor burda aramızda değil mi :)?
Gecikmeden okuyun...

Marka Yaratmanın 22 Kuralı
Yazar:Al&Laura Rıes
Yayınevi:MediaCat
Çeviri:Atakan Özdemir
Kitap Hakkında:
Marka yaratmanın başından sonuna kadar izlenecek adımları  en iyi anlatan kitaplardan biri.Yanlış yapılanlarla yapılması gerekenler birarada.

Bu kitapta da bazı post-itler yapıştırdım okurken işte bazıları;
"Önce tanıtım sonra reklam,genel kuraldır."
"Uzun vadede markanızın yayıldığı alanı genişletmek,gücünüzü azaltacak ve imajınızı zayıflatacaktır."
"Marka ,ülkesi ile benzer bir imaja sahipse ,global bir marka olma ihtimaline sahip demektir."
Yolun başındayken okunması gereken ancak  üzerinden zaman geçtikten sonra da dönüp yeniden okunması gereken bir kitap.
Tavsiye edilir :)

Fikir Nasıl Bulunur
Yazar:Jack Foster
Yayınevi:MediaCat-alametifarika
Kitap hakkında:
Fikre,yaratıcılığa ihtiyacı olan herkese gereken cevapları veren ve bunları eğlenceli bir dille sunan bir kılavuz niteliğinde bu kitap.Fikir bulma ,yaratıcı olma yolunda size yol gösterebilecek bir kitap.

Ne zaman sıkışsam sanırım elime alıp yeniden yeniden sayfaları arasında gezineceğim bu kitabın.Sıkmadan ve zorlamadan ne yapılması gerektiğini sunuyor.
Şiddetle bir tane edinmenizi ve okuduktan sonra bile görünür bir yerlerde tutmanızı tavsiye ediyorum.

Çavdar Tarlasında Çocuklar
Yazar:J.D. Salinger
Çeviri:Coşkun Yerli
Yayınevi:YKY

Ne yalan söyliyim okurken biraz sinir harbi yaşamadım değil,baş karakter herşeyden nefret eden sürekli küfreden bir tip bir türlü mutlu olmuyor her şeyden sıkılıyor.Bununla birlikte hikaye akıcı.Hem eğlenceli hem de dramatik olayların etrafında dönen bu hikaye sizi de etkileyecek,okuyun :)

Basın İlanı Böyle Yapılır
Yazar:Jim Aitchison
Yayınevi:Okuyan Us Yayın
Çeviri:Serkan Balak


Okunupta bir köşeye bırakılmayı haketmiyor bu kitap.Okuyun ardından her sıkıştığınızda bakın tekrar tekrar yardımını isteyin.Eminim  ufkunuzu açacak ve gereken ilhamı size verecek.

Satan Reklam Yaratmak
Yazar:Luke Sullıvan
Yayınevi:Mediacat
Çeviri:Sevtap Yaman
Kitap Hakkında:
Kitapta tek başına çok da işe yaramayan yaratıcılığın,"satan" reklama dönüştürülmesindeki tüm incelikleri ;yaratıcı yönetmen,müşteri temsilcisi ve müşteri ile başedebilmenin tüm püf noktalarını anlatıyor Sullivan.Esprili ve kıvrak bir dil kullanarak iletmek istediği mesajları bize iletiyor.

Başın sıkışınca yapman gerekenler bu kitapta.Yardımcı olmak, yol göstermek ve bunları yaparken sizi eğlendirmek için yazılmış bir kitap.
Okuyun,okuyun,okuyun :)




9.99
Yazar:Frederic Beigbeder
Yayınevi:Doğan Kitap
Çeviri:Renan Akman
Kitap Hakkında:
Kitapta dünyaca ünlü bir reklam ajansında metin yazarlığı yapan Octave'ın öyküsü anlatılmış.İşiyle insanları etkileyen Octave gerçek hayatında paranın,kızların ve kokainin altına gömülmüş ve en sonunda tam anlamıyla çuvallıyor.


Okurken üzüldüğüm ancak ders çıkardığım bir kitaptı benim için.Mükemmel olabilirsin,mükemmeli yapabilirsin,mükemmeli hedefleyebilirsin ancak bunu yaparken hayatını mahvetme!





Şimdilik bu kadar kitap kurtlarına aktaracağım yeni kitaplar yolda :)



KitabınKitabın yazarı aynı zamanda ana kahramanımız bir pilottur. Afrika üzerinde uçuş sırasında uçak bozulur. Çölde kalır. Başka bir gezegenden dünyaya gelmiş ve kendisiyle karşılaşan ’le tanışır.
Bundan sonraki kısımlar ikisi arasındaki konuşmalar, olaylar, geriye dönüşlerle (flash back) aktarılmış bir eserdir. yazarı aynı zamanda ana kahramanımız bir pilottur. Afrika üzerinde uçuş sırasında uçak bozulur. Çölde kalır. Başka bir gezegenden dünyaya gelmiş ve kendisiyle karşılaşan ’le tanışır.
Bundan sonraki kısımlar ikisi arasındaki konuşmalar, olaylar, geriye dönüşlerle (flash back) aktarılmış bir eserdir.

Cevaplar :)

Değişim başlıklı yazımda bazı sorular vardı cevaplarını merak ettiğim bunların iki tanesinin cevaplarını buraya da eklemek istiyorum kim bilir belki birileri daha merak ediyordur :)?




Ortaköy Camii:



Büyük Mecidiye Camii, halk arasında Ortaköy Camiiİstanbul Boğaziçi’nde Beşiktaş ilçesinin, Ortaköy semtinde sahilde bulunan Neo Barok tarzında bir camiidir.
Cami, Sultan Abdülmecit tarafından Mimar Nigoğos Balyan’a 1853 yılında yaptırılmıştır. Oldukça zarif bir yapı olan cami Barok üslubundadır.Boğaziçi’nde eşsiz bir konuma yerleştirilmiştir. Bütün selatin camilerinde olduğu gibi harim ve hünkar bölümü olmak üzere iki kısımdan oluşur. Geniş ve yüksek pencereler Boğaz’ın değişken ışıklarını caminin içine taşıyacak biçimde düzenlenmiştir.
Merdivenle çıkılan yapının tek şerefeli iki minaresi vardır. Duvarları beyaz kesme taştan yapılmıştır. Tek kubbenin duvarları pembe mozaiktendir. Mihrap mozaik ve mermerden, mimber ise somaki kaplı mermerden yapılmıştır ve ince bir işçiliğin ürünüdür.

Hoşmerim :

Balıkesir'in Havran ilçesinde 500 yılı aşkın bir süredir farklı bir usulle hazırlanan sarı renkli bir tatlıdır. Evliya Çelebi,Seyahatnamesinde bu tatlının,Trabzon'a yerleşen ilk Türk göçebelerinde de görüldüğünü, Havra'na da oradan geçtiğini anlatır(Seyahatname, 9.cild-Yapı Kredi Yayınları)
İlk höşmerim üretimini Orta Asyadan göçler yolu ile gelen Anadolu Yörüklerinin yaptığı bilinmektedir ancak bu tatlının isminin 'Peynir Tatlısı' olarak halk arasında bilindiğidir.
Havran'da ise Osmanlının ilk dönemine uzanan bu tatlıya "Hoşmerim" isminin verilmesi farklı bir hikâyedir.Höşmerime Osmanlı döneminden gelen bir isim konulmuş.Osmanlı Dönemindeki Türk aile yapısında bugünde geçerliliğini kısmen koruyan evli olan kadınlar eşlerine 'Er' veya 'Erim' diye hitap ederdi.Askerden dönen eşine yoksulluk nedeni ile evindeki mutfakta pek bir şey bulamayıp evde bulunan kendi ürettikleri peynirirmik ve şekerden ilk kez yaptığı bir tatlıyı eşine ikram eder ve eşinin tepkisini bekler. Bu tatlıyı ilk kez hazırlayıp eşine sunan genç gelinin çekingen ve korkmuş bir şekilde eşine "Hoş mu erim?" diye sorar ve bu tatlının isminin buradan geldiğine inanılıyor.
Günümüze ise bu tatlının adı 'Hoşmu Erim'den değişikliklere uğrayarak 'Höşmerim' veya 'Höşmelim' adını alır. Yöre ile özdeşleşen bu höşmerim tatlısı bu gün artık Havran ilçesinın simgesi olur.
Yukarıda anlatılan yöresel bir hikaye olabilir fakat Farsça Aş - Maram ikilisinden yani tatlı kaymak ikilisinden geliyor olması etimolojik olarak daha kuvvetli bir ihtimaldir

Kullanılan malzemeler Ve Yapılışı 

MALZEME: 1 su bardağı irmik 50 gr. tereyağ(1/4 paket margarin) 1,5 su bardağı şeker 1 su bardağı süt 1 su bardağı su Yarım su bardağı rendelenmiş dil peyniri veya tuzsuz yağlı peynir
Süslemek İçin:
Kabuksuz badem
YAPILIŞI:
Yağı eritelim. İrmiği ekleyip altın sarısı bir renk alana dek kavuralım. Ayrı bir tencerede şekeri, sütü ve suyu kaynatalım. Bu şerbeti altın sarısı renk alan irmiklerin üzerine dökelim. Dil peynirini rendeleyerek tatlının içine ilave edelim. Peynirler eriyene dek pişirelim. Höşmerimi ateşten indirip, servis tabağına kaşıkla düzgün şekiller vererek alalım. Üzerini kabuksuz bademler ile süsleyelim. Afiyet olsun.

Seveni vardır elbette ama ben pek hoşlaşmadım :)

Filmler

Son 3 gündür izlediğim filmleri paylaşmak istiyorum.


-İlki bir  Milos Forman filmi olan GUGUK KUŞU;

Yönetmen: Milos Forman
Yapım : 1975- ABDOyuncular:Jack Nicholson, Louise Fletcher, William Redfield, Alonzo Brown,Peter Brocco, Danny Devito,Dean R. Brooks

Filmin konusu: Orjinal ismi "One Flew Over the Cuckoo's Nest" ve aynı isimli kitaptan sinemaya uyarlanan film.Akıl hastası numarası yaparak güvenlik önlemleri daha az olan bir akıl hastanesine sevkedilen bir mahkumun (Jack Nicholson) geçirdiği zamanı konu alıyor. Mahkum, bu süre içerisinde hem kaçma planları yapıyor hem de akıl hastanesindeki diğer hastalarla farklı bir diyalog kuruyor. Terapilerdeki kendi başına buyruk hareketleri ve özgürlüğe olan düşkünlüğü nedeniyle diğer hastalara kötü örnek olduğunu düşünen baş hemşire Mildred (Louise Fletcher) ile de büyük sorunlar yaşıyor. Milos Forman tarafından yönetilen film, tüm zamanların en iyi filmlerinden biri olarak gösteriliyor.

Film Hakkında :
Film 1976'da 9 dalda Oscar'a aday gösterilmiş ve  
En iyi erkek oyuncu Jack Nicholson; 
en iyi kadın oyuncu Louise Fletcher; 
en iyi yönetmen Milos Forman; 
en iyi film ve 
en iyi uyarlama dallarında oscara layık görülmüş.
Ayrıca film İsveç'te tam 12 yıl sinemalarda kalarak bir rekora imza atmıştır.

Bu zamana kadar izlemeyerek çok şey kaçırdığımı hissettim.Benim için ,bazen otoritenin ne dediğinin o kadar da önemli olmadığını ve hayatta aslında herkesin bir parça deli olması gerektiğini düşündüren bir filmdi.
Mutlaka izlemelisiniz...




-İkinci film bir Stanley Kubrick  filmi olan SPARTACUS;

Yönetmen: Stanley Kubrick
Yapım: 1960
Oyuncular:Kirk Douglas,Tony Curtis,Charles Laughton, Nina Foch, John Gavin,Jean Simmons,Peter Ustinov

Filmin konusu:



Köleliğin egemen sınıflara karşı ilk ayaklanışına, çağdaş ve modern bir yorum getiren filmde Spartacus (Kirk Douglas) Roma dönemininde yaşayan cesur bir gladyatördür ve davasında ona inanıp destekleyen Varinia ile bağımsızlıkları için verdikleri mücadele anlatılmaktadır.
Spartaküs, bir savaşta Romalılara esir düşmüş, Roma’da köle olarak satılmıştı. Bir süre sonra sahibinden kaçmış ve kiralık asker olmuştu. Kiralık asker olduktan sonra bir gladyatör okulunun sahibine satılmış ve diğer kölelerle birlikte gladyatör olarak yetiştirilmişti. Spartaküs, arkadaşlarına önce kaçmak, sonra da bir ayaklanma başlatmak fikrini kabul ettirmiştir. General Crassus'un meydan okumasıyla Spartacus özgürlük ve Roma İmparatorluğu'nun gücüyle yüzleşmek zorunda kalır.

Film Hakkında:
Film senarist Dalton Trumbo 'nun gerçek isminin yayınlanması ve o dönemdeki McCarthyci yasağın delinmesi açısından da önem taşımaktadır.Ayrıca  film birçok ödüle layık görülmüştür:
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar Ödülü, 1961
En İyi Görüntü Yönetmeni Oscar Ödülü, 1961
En İyi Sanat Yönetmeni Oscar Ödülü, 1961
En İyi Kostüm Tasarımı Oscar Ödülü, 1961
En İyi Film Altın Küre Ödülü, 1961


Filmin uzunluğu zaman zaman sıksa da  güzel bir film.Filmin sonunda  birçok filmde genelde olduğu gibi ezilen ve baş kaldıran tarafın kazanacağı umudunu taşısam da şaşırtıcı bir son oldu benim için.
Görülmeye değer...




-Son film ise bir  Martin Scorsese filmi olan CASİNO ;

Yönetmen:Martin Scorsese
Yapım:1995
Senaryo:Gerçekte yaşamış olan Frank Lefty 'nin yaşam öyküsüdür
Oyuncular: Robert De Niro, Sharon Stone,Joe Pesci ,James Woods, Kevin Pollak, Frank Vincent,Vinny Vella

Filmin konusu:
Ace Rothstein, 1970'lerin Las Vegas'ında bir kumarhane işletmecisidir. İşini korumak için gereken her yola başvuran Ace, işletmesinin bol miktardaki kârının büyük kısmını patronlarıyla paylaşmaktadır. En iyi dostu Nicky Ace'in işletmenin çalışanlarına ve zaman zaman da müşterilere göz kulak olmasına yardım etmeye başlar.

Ace'in amacı gelirini belli bir seviyede tutmak, patronlarla başını belaya sokmamak ve kumarhanesinin güvenilir ve sevilen bir yer olarak kalmasını sağlamaktır, fakat Nicky işletmeye adımını attığı günden itibaren tüm kumar piyasasını eline geçirmeyi ve Vegas'ın kralı olmayı hayal etmektedir. Ace'in azılı bir dolandırıcı ve baştan çıkarıcı bir kadın olan Ginger'a aşık olması ve Nicky'nin uyuşturucular ve alkole düşkünlüğünün artmasıyla ikilinin arasındaki gerginlik daha da artacaktır.


Para,güç,hile,üçkağıt,kumar,ihanet bu kelimeler bu filmi anlatmaya yeter.Hiç sıkılmadan ve merakla izledim.Film,her zaman sıfıra düşme ihtimalinin olduğunu gözler önüne seriyor.
Şiddetle izlemenizi tavsiye ediyorum...





11 Haziran 2010 Cuma

Değişim

05.06.2010 Caddebostan'da bir okul... Reklam ve Yaratıcılık okulu. (www.portfolio.com.tr) 


Tesadüf eseri Nişantaşı'nda afişini görmem, telefonla kısaca bilgi almam, akşam internet sitelerini incelemem ve orada olmalıyım(!) düşüncesinin şiddetle beynimi kemirmesi...Ancak bir sorun var ;  önümdeki bilgisayar ekranına bakınca orası nasıl bir yer?, orada neler oluyor?  sorularıyla  boğuşup diğer yandan da büyülendiğim bu kursa ancak mülakatla gidebilecektim.Önce anlam veremedim , ne yani hem para verecek hem de mülakatla mı alınacaktım ?Oysa başıma geleceklerden de  kursa kabul edilsem bile kovulmanın yalnızca 2sn olabileceği gerçeğinin yüzüme vurulacağından da habersizdim :)...
Merak, istek, hırs, en fazla ne olabilir ki cesareti...
Sonuç, oradaydım.
Kapıdan girdiğim anda ancak bir reklam ajansı olabilir izlenimi veren iki oda harika bir balkon ve caddebostan manzarası...Duvara asılmış,fotoğraflar,çeşitli  sözler...Ve o da ne değişik küçük büyük sopalar :)Etrafı incelerken, dakikalar sonra, gelmeden önce internette sözlüklerde hakkında, okuyunca gerçek olamaz dedirten yorumlar okuduğum F.T. ile karşılaşmıştım. 
Kapıyı tekmeyle açan bir Usta :)
Sonrası mı ?Hayattaki varlığımı sorgulamam,kendimi değersiz , anlamsız, olmayacak işler peşinde hissetmem ,vücut ısımın giderek yükselmesi ardından gözyaşlarına boğulmam...
Hepsi sanırım 15-20 dk. içinde gerçekleşti.Ayaktaydım , öylesine stres ve baskı altında hissediyordum ki içimden defalarca "dik dur Özlem" diyordum.Ellerimi bağlamam,yüzüğümle oynamam ,oturmam lavaboya gitmem yasaktı:) 
Oysa ben gitgide direncimi kaybediyordum , duyduklarım sonuna kadar haklı sözlerdi , biliyordum.Hepsine tamamdım da , böylesine acımasızca yerden yere vurulurken gerçek Özlem'i anlatamıyordum ki...
Sorular, itirazlar,suratıma ardı ardına çarpan en sert tokat gibi sözler...
Bir anda ayılmıştım , gözyaşlarım durmadan akıyordu , F.T. ise peçete uzatıyordu :) 


İşte o an bir şey oldu!
Oradaydım, insanlar 1 ve 0 'lardı F.T 'ye göre ama ben SIFIR değildim ! Olmak da istemiyordum!
Belki çevremdeki 5 insandan 4ü üniversitede okuyordu. Bu 4 insandan belki de 3ü benimle aynı bölümdeydi ama ben o 4 insandan herhangi biri olmayacaktım! 
Kalıyor musun , gidiyor musun diye sorarken F.T. , ben çoktan kararımı vermiştim, daha gözyaşlarım ilk akmaya başladıklarında içimde delicesine bir hırs rüzgarı esmeye başlamış ve karar vermiştim ! KALIYORDUM! 
Korkuyor muydum ?Evet belki bir parça , ama yapa-ma-mak-tan değil!


İstiyor muydum ? Evet , delicesine ,tüm kalbimle,ağlayarak , belki canım yanarak belki yere düşerek  belki yerden yere vurularak belki kapılardan kovulup gururum kırılarak istiyordum, FARK YARATMAYI, 4 kişiden herhangi biri değil 4 kişi içindeki  ÖZLEM olmayı, korkmadan çekinmeden DÜŞÜNEBİLMEYİ,düşündüğümü özgürce söyleyebilmeyi karşımdaki kahkahalara boğulur diye ürküp  SUSMADAN!


Ben sıfır değildim, sıfır da olmayacaktım! Her zaman bir adım önde hatta 3 adım önce olmam gerektiği gerçeğini anladığım ilk günden beri kendime katabileceğim artıların , FARKLARIN peşinde oldum.İşte şimdi kocaman bir FARK duruyordu önümde.Ya kalıp savaşır, o gözyaşlarını dökerken yapamayacağımdan korktuğumdan ağlamadığımı gösterirdim ya da kapıyı çekip çıkar  içinde kaybolacağım sürüye geri dönerdim.


Ben kalmayı seçtim!
F.T. daha ilk dersini bana orada verdi: Koyunlar vardı sürüler halinde, baktığında hepsini aynı gördüğün,yürütülen,götürülen,geri getirilen,gezdirilen,beslenen,bakılan  vs. ya sürüden ayrılırsak ? Söylendiği gibi kurtlar mı kapardı bizi ? Ya bir saniye durup düşünme cesareti göstersek ? Gerçekten cesaretimiz var mıydı , DÜŞÜNMEK için ? Bu dünyaya gelip böylece gidecek miydik vademiz dolduğunda? Ya da ardımızda iz bırakarak mı kayacaktık gökyüzünden? 
F.T. tüm bu sorulara  daima ikinci seçenekleri seçmemi öğretti bana , ağlatarak ,kızdırarak, hırslandırarak, öfkelendirirken ben sana gösteririm dedirterek , yerden yere vururken  delicesine haklı olduğunu düşündürerek ; daha ilk dersinde KORKMAMAYI,FARK YARATMAYI,SÜRÜDEN AYRILMAYI,CESARETLİ OLMAYI SUSMAMAYI ve yorularak,sıkılarak,uyumayarak mutsuz olarak rahatsız olarak her an  tetikte her an ayakta her an dimdik her an hazır vaziyette hayatımın çevremin 5 sokak ötemin 10 sokak ötemin hatta 4 şehir ötemin yetmedi 5 ülke ötemin nabzını tutarak sağımdakinden solumdakinden yanımdakinden uzağımdakinden , dostumdan düşmanımdan,sevdiğimden sevmediğimden,beğendiğimden beğenmediğimden ilgi alanıma girsin girmesin yeryüzünde her ne varsa yaşayan FARKINDA OLMAYI , bilmeyi ,duymayı,öğrenmeyi  öğretti.
Evet şimdi hemen  şu anda olacak birşey değil , ama olacak !
Şimdi değilse çok yakında...
Hemen değilse zamanla ama hızla...


Bir adım attım ,elime yüzüme bulaştırmak da var sonunda oysa ben bu seçeneği düşünmüyorum bile...Elimden geleni değil elimden gelenin fazlasını yapmam gerektiğini biliyorum.
İlk dersim pazartesi,5 günde tam 10 kitap okudum 2 günüm var ve okunması gereken 1 kitabım daha var...
Yorulacak, sıkıntıya girecek,mutsuz olacaktım ve   gerçekten çok yoruldum sıkıldım mutsuzum...Ama biliyorum bir gün "iyiki" diyeceğim!
Heyecanla merakla biraz tırsarak -süprizlerden :)- ilk dersimi bekliyorum şimdi.
Yine  dayanamayıp ağlama riskim olsa da :) popo sopası bana da nasip olabilecek olsa da :) bir başka baskı anıyla  karşı karşıya kalabilecek olsam da hatta yine yerden yere vurulabilecek olsam da pazartesi ben Caddebostan Portfolio 'da olucam ; hayatımda bir fark yaratabilmek için....





P.S.:
O günden bugüne ne mi yaptım?
-Artık çantamda not defteriyle dolaşıyorum,gördüklerime dair küçük notlar alabilmek için,
-Telefonuma reklam ve pazarlama dünyasına dair güncel haberleri veren programlar indirdim
-Merak ediyorum ; Geçen gece içtiğim o içkiyi kim nerede nasıl üretmiş?
                              Yeni açılan o dükkandaki bayıldığım o tasarım harikası süsleri kim tasarlamış?
                               Ortaköy camii'ni kim yaptırmıştı? 
                               Yanınca masaj yağı olan o mum nasıl olurda hem mum hem yağ olur o halde her masaj yağından mum elde edebilir miyiz , ek malzemeler neler :)?
                               Kitapta adı geçen Stoacılar?
                               O sevimsiz  görünüşlü Höşmerim denen sarı şey de neyin nesi :)? 
                               ............ vs.
-Herşeyi okur oldum (bakınız geçen 5 günde okunan 10 kitap :)
-Herşeyi dinler oldum ( bakınız dinlemeye başladığım jazz parçaları  :)
-Herşeyi görür oldum (bakınız oturduğum yerde herkesi herşeyi inceleyen ben :)







Zaman değişim zamanı ,değişiyorum ben, bir farkla, olduğum gibi kalırken yenilenerek  değişiyorum ben...


                            
                      

30 Mayıs 2010 Pazar

"Moda geçicidir ama stil kalır..."


Coco Chanel... Dünyanın tüm stil sahibi kadınları tarafından tercih edilen, asaleti stili sadelik ve şıklığı temsil eden dünya devi bir markanın yaratıcısı Coco Chanel.İnatçı,çalışkan,durmak bilmeyen,dünyaya şanssız gelen ancak şanssızlıktan bambaşka bir hayat yaratan...
Gururlu, dünyaya meydan okuyan,
cesur ve kıskanılası...



Chanel S.A., bilinen adı ile Chanel modacı Coco Chanel tarafından 1909/1910 yılında Paris'te kurulmuş moda evi. Yıllar içinde haute couture,parfümsaathazır giyimçanta ve kozmetik gibi alanlarda uzmanlaşmış ve dünyaca ünlenmiş lüks bir markaya dönüşmüştür.


Tasarımlarını bir kenara koyarsak hayatıyla da merak konusu olan Coco Chanel  yıllar yılı stil sahibi olmak isteyen tüm kadınların ilk adresi olmuştur.
Günümüze kadar gelen Chanel imparatorluğunun kurucusu  gizemli kadın eşsiz yetenek Coco Chanel 'in hayatıyla ilgili kısaca bilgileri aşağıda veriyorum ve tasarımlarından birkaç fotoğrafı da yazıma ekliyorum.
İşte Coco Chanel...


"Gabriel 1883 yılında Güney Fransa’nın Samour şehrinde doğdu. Fakir bir ailenin kızıydı. Kendisi dahil olmak üzere 6 çocuklu bir seyyar tüccar baba ile annenin çocuğuydu. Doğumundan sonra nüfus kaydı, ismini heceleyemeyen görevlilerce Chasnel olarak yapıldı. Bu hatadan dolayı Gabriel ün saldığında biografi yazarları kendisinin geçmişine ulaşmakta oldukça zorlandı.
Annesini tüberkulozdan kaybettiğinde, Chanel 12 yaşındaydı. Babası da para kazanmak ve ailenin geçimini sürdürebilmek için evden ayrılınca, Chanel öksüzler yurduna yerleşti. Dikiş dikmeyi ilk burada öğrendi. Bayramlarda ve tatillerde yakın aile dostlarını ve akrabalarını ziyarete gitti. 18′in geldiğinde yurttan ayrılan Chanel, mahalli bir terzide kendine iş buldu.
1905 ile 1908 yılları arasında, kısa bir süre içinde olsa, şarkıcı olarak çalıştı. “Coco” lakabını bu dönemde, kardeşine söylediği şarkıda geçen Coco isminden aldı. Kısa süre içinde Fransız çapkın Étienne Balsan ile tanıştı. Balsan, onu zengin hayatına ve lükse alıştırdı. Balsan’ın da desteği ile Coco sadece zevk için ve hobi olarak şapka tasarımları yapmaya başladı. Ancak, bir süre sonra bu hobi onun için bir tutku haline geldi.
Kendi deyimiyle “Gözleri açıldıktan sonra”, Balsan’dan ayrıldı. Ayrılırken Balsan’ın evine el koydu.
1910 yılında ilk dükkanını açtı. Ancak, sadece şapka, ceket ve yağmurluk sattığı bu dükkanın iflas etmesi çok uzun sürmedi. Bu arada, Balsan’ın eski bir arkadaşı olan “Boy” lakaplı Arthur Capel ile karşılaştılar ve kısa sürede ilişki yaşamaya başladılar. Capel’in yardımı ile bütçesini toparladı ve 1913 yılında yeni butiğini açtı. Normandiya Deauville’deki butiği bu defa Fransız hanımlar arasında çok tutuldu. Müşterileri özellikle şapkalarına hayrandılar. Zamanla birden fazla butik açtı; 1917 itibariyle kendisi için çalışan 300’den fazla terzisi vardı.
Chanel yıllarca korseler içine sıkılmaktan duyduğu rahatsızlığı, kadın giyim ürün grubuna yansıttı. Dökümlü ama elegan etek-ceket ve pantolon takımları, tulumlar yarattı. Birinci Dünya Savaşı’nda pek çok Fransız kadını bu yeni moda anlayışını kabul edilmişti: Kadınlar erkek için değil, kendileri için giyiniyorlardı.
1920′de günümüzde sinemaya da konu olan Igor Stravinsky ile tanıştı. Alenen duyulmadıysa da Chanel ve Stravinsky arasında bir aşk yaşandığına dair dedikodular çıktı. Belki de bu yeni aşkın verdiği ilhamla 1921′de Chanel No.5 adıyla, kendi adını verdiği ilk parfümü yarattı. “5” rakamı ise onun uğurlu rakamıydı. Öyle ki, Coco yeni koleksiyonlarını bile her ayın 5’inde çıkarırdı. Parfümün lansmanı 1922 yılında yapıldı. 1924’te Pierre Werthaimer parfüm yapımında %70 payla Coco’ya ortak oldu. Bu ortaklık bugün halen devam etmektedir.
1925′te Vera Bate Lombardi – Chanel ilişkisi başladı. Teck Dükü ve Cambridge Markiz’in gayrimeşru kızı olan Lombardi, Coco’nun ilham kaynağı ve halkla ilişkiler yardımcısı haline geldi. Coco’yu amcası Westminster Dükü, kuzeni Windsor Dükü ve daha pekçok aristokrat dostları ile tanıştırdı. Coco ise Lombardi’nin tarzından aldığı ilham ile İngiliz görüntüsünü tasarımlarına yansıttı. Coco ve Lombardi’nin amcası Westminster Dükü arasında nişan yapıldıysa da, ilişkileri daha ileri gitmedi.
1925 yılı Coco’nun ikonlaşmış yünlü ceketinin de üretildiği yıl oldu. Bunu 1929’da ikinci ikon tasarımı olan, “Küçük siyah elbise” takip etti.
1932’de iç mimar Paul Iribe ile evlenme kararı aldılar. Ancak, Iribe düğünden önce vefat etti; ve Coco’ya “La Grande Mademoiselle” dendi.
1939′da ikinci Dünya Savaşı başladıktan sonra, moda için uygunsuz bir zaman dilimi başladı. Coco butiklerini kapattı ve Ritz Carlton’a taşındı. Ritz Carlton aynı zamanda Naziler’in genel merkezi haline getirilmişti. Nazi casusu, Alman subay Hans Gunther von Dincklage ile ilişki yaşamaya başlayan Coco, bu tercihinden dolayı savaştan sonra uzun süre eleştiriye mazur kaldı. İsviçre’ye taşınarak bir süre orada yaşadı. 1954’te Paris’e geri döndüğünde hala affedilmemiş olduğunu gördü. Daha kolay affeden Amerikalı ve İngiliz müşterileri bu döneminde onun kurtarıcısı haline geldiler. Pierre Wertheimer’de marka üzerinde daha fazla hak sahibi olmak şartıyla, Coco’ya bu dönemde finansal destek verdi.
1971′de Ritz Carlton’daki odasında vefat etti. Ölümüne değin çalışmaya devam etti. Lozan’a gömüldü. Mezarının başına burcunun simgesi olan aslan figürleri oyuldu."

"Parfümünüzü öpülmek istediğiniz yere sıkınız...." Coco Chanel


"Bir kadın otuz yaşına geldiğinde poposuyla yüzü arasında bir tercih yapmak zorundadır." Coco Chanel





29 Mayıs 2010 Cumartesi

Boşluk

...belliydi aslında böyle olacağı...Eskiden de okullar kapanıp da tatile girince öğrenciler, ben duramazdım yerimde sıkılırdım sürekli boş olmaktan.Elimde değil kanımda yok boş boş gezmek :) Sürekli meşgul olmak istiyorum...Tam da bu sebepten geleceği görebiliyorum aslında,işkolik bir kadın! Hani şu dizilerde,filmlerde gördüğümüz iş kıyafetleri içinde ayağında topuklu ayakkabıları elinde çantası ordan oraya koşturan iş yemeklerine katılan eve gidince kocasıyla kapışan=) işte patron evde anne olan cinsinden:)
İşte bugünlerde finaller biter ve özlem yine boşluğa düşer...
Uzun süredir ilgilenemediğim blogumla aniden bu kadar hızlı haşır neşir olmam da bu sebepten işte:)
Yarım kalan herşeyle aynı anda hızla yeniden kucaklaşıyorum adeta.Okunmamış kitaplar,görüşülmemiş arkadaşlar,unutulmuş blog :) ve  sıkıldıkça sardığım incik boncuk işleri:)
Yeni birkaç cici yaptım hemen boş kalmışken onların fotoğraflarını da ekliyorum bu yazıya.
Nefret etsem de boşluktan yarım kalan her şeyi tamamlamak adına sevebilirim sanırım onu ;)





Sex and the City 2 Geliyor:)



"Kaliforniya, 17 Eylül 2009 – 2008 yazının hit film “Sex and the City”nin devam filmi “Sex and the City 2,”nin çekimleri New York City’de (başka nerede olabilirdi ki?) yapıldı. Sarah Jessica Parker, Kim Cattrall, Kristin Davis ve Cynthia Nixon, dört iyi arkadaşı canlandırdıkları filmdeki rollerini tekrar üstlendiler. “Tekrar bu muhteşem ekiple bir arada olmak ve New York City’de film çekme ayrıcalığını yakalamak muhteşem bir ayrıcalık” diyen Sarah Jessica Parker; “Önümüzdeki birkaç ay içinde yaşayacağımız macera için sabırsızlanıyoruz” diye de ekledi.


Tabi ki, bu kadınların erkekleri de tekrar aramıza dönüyorlar; Bu devam filminde Mr. Big rolünde Chris Noth, Steve rolünde David Eigenberg, Harry rolünde Evan Handler, Smith rolünde Jason Lewis, Anthony rolünde Mario Canton ve Stanford Blatch rolünde Willie Garson tekrar karşımızda olacaklar.


Ayrıca, “Sex and the City 2” Tv dizisinin ve ilk sinema filminin yaratıcı ekibini de tekrar biraraya getiriyor. Michael Patrick King, bir kez daha senaryosunu da yazdığı filmi yönetiyor. Yönetmen King, “ İkon haline gelmiş bu muhteşem dört kadının hikayesine devam etme lüksüne sahip olmak muhteşem bir durum. İlk filmi sonuna kadar destekleyen, filmin ve dizinin hayranlarını eğlendirebilmek için elimizden gelenin en iyisini yapacağız” diye belirtti.


King, John Melfi, Sarah Jessica Parker, ve Darren Star ile birlikte filmin yapımcıları arasında da yer alıyor. Yönetici yapımcılar ise; Toby Emmerich, Richard Brener ve Marcus Viscidi."



...Metropol kadınını günümüz şartlarıyla ele alan ve 2000lere damgasını vuran Sex and the City tam 6 yıl sürdü.Dizi öylesine tutuldu ve günümüz metropol kadınları için bir fenomen haline geldi ki, dizi bitiminden sonra da eski sezonların tekrar tekrar izlenmesi yapımcıları kapanan defteri tekrar açmaya itti.


Dizinin idol kadını , ilk anda farkedilen karizması ve kıskanılacak kadar güzel tarzıyla tüm kadınların taklit etmek konusunda yarıştığı Sarah Jessica Parker'ın da yapımcılığını üstlendiği ilk film 2008 yılında vizyona girdi.Senaryodan çok kıyafetlerin konuşulduğu ilk film gişede moda tutkunları ve Sarah J.P. hayranları :) sayesinde büyük bir başarı yakaladı.


Günümüz kadınlarının Sex and the City zaafları bu ölçüde olduğu sürece yapımcılar durmayacak anlaşılan, çünkü beklenen 2. film vizyona girmek için gün sayıyor.
Tıpkı 1. film gibi bu film de kıyafetleriyle adından çok söz ettirecek gibi ve 1. film gibi bu filmde de gardırobun başında yine
Patricia Field var.

Benimse müthiş heyecanla ve merakla beklediğim bu film için ilk yaptığım şey gala fotoğraflarına bakmak oldu:)Birbirinden güzel elbiseler içinde sanırım biraz torpilli bir hayranlıkla Sarah J. P.'ınki favorim.
Bilmem siz ne düşünürsünüz ?:)...

















Minik adamlarım

Yalnız...

Yükseliş*

Huzur

...

Balıkçı

"İstanbul"

"uzağa,daha uzağa..."

"Ufaklık"

"eski..."

"saklı..."

"Huzur"

"çocuk olmak"

"geride kalan..."

"mutluluk"

"bekleyiş"

"nostalji"