Pages

13 Eylül 2011 Salı

Part 4- Farklısın, farklıyız, farklılar

Yolda yürürken, bir yerde otururken, markette sıradayken, konuşuyor duruyor ya da bisiklete biniyorken gözlemliyorum, devamlı ve her şeyi.
Farklılıklar öyle çok ki. Nasıl yanilerle başlayıp tamamladığım öyle çok cümle var ki, buraya buradaki insanlara dair.
Yazmazsam unuturum diye sürekli not alıyor, kağıtları dolduruyorum.
Acelesi yok burada insanların, geçen zaman sanki onların zamanı değilmişçesine yaşıyorlar. Sokaklarda olimpiyattaymışız hissi veren yürüyüşleriyle kimse yok. Kalabalık, kargaşa onları bir kenara koyduk zaten öyle değil mi? Bu iki kelime burada hükümsüz.
Bir mağazaya giriyoruz, herkesin işi var halletmesi gereken bir sorunu var. Aynı anda 2 yok yok 3 müşteriye birden bakabilen becerikli satış danışmanlarımızı arıyor gözlerim. Bekletmemek iş görmek üzere ona diğerine ve bir diğerine ustalıkla cevap verebilen ateş gibi satış danışmanlarımız, onlardan da yok burada.
Çalışan sakin, müşteri sakin, bekleyen sakin. Sabırsızlanıyorum oysa ben, yarım saattir hangi problemi çözemediklerini merak edip sinirleniyorum içten içe. Yavaş hatta bana uyuşuk gelen hareketlerle müşteriyle ilgilenen çalışanı sarsıp hey çabuk ol demek geliyor içimden, susuyorum.
Hiç mi acelesi yok bu insanların diye isyan ederken bir türk çalışana en sonunda patlıyorum yarım saattir birinin işini bitirmesini bekleyip sıra bize geldiğinde ve bir başkasının bizden çok daha uzun süredir arkamızda beklediği sırada, buradaki insanların hiç mi acelesi yok, neden kimsenin yüzünde sıkılma sabırsızlanma namına tek bir ifade göremiyorum diyorum.
"biz böyle insanlarız, hayat zaten stresli başka şeyleri stres yapmaya gerek yok" diyor karşı taraf, cevabın rahatlığı beni tatmin etmek yerine daha da rahatsız ediyor ; ama zaman geçiyor!
Parayla değil sırayla mantığına oturtup mağazalardaki, marketlerdeki ya da benzeri yerlerdeki durumu aklımın almadığı diğer duruma geçiyorum.
Burada trafik yayalar, arabalar ve bisikletler için düzenlenmiş durumda. Herkesin yolu da ışığı da ayrı. Ama o ışıklar yok mu o ışıklar, ömrümden çaldığı dakikaları toplasam boşa harcadığım kaç gün edecek acaba merak ediyorum dönene kadar.
Bisikletinizle gideceğiniz yere gitmek üzere yoldasınız, eyvah işte bir tane ışık duruyorsunuz. Dur butonuna basıp yeşil için bekliyorsunuz. O sırada arabalar geçiyor, sonra onlara kırmızı yayalara yeşil, bu defa yayalar geçiyor. Peki ya sonra ? Bu defa herkes duruyor! Arabaya kırmızı, yayaya kırmızı bisikletliye kırmızı,yahu biz ne yapıyoruz? Neyi bekliyoruz? Yelkovan ilerliyor farkında değil misiniz?
Dünyanın en salak insanı gibi hissettiğim o anlarda kimse bana medeniyetten bahsetmesin lütfen. Başka hiçbir aracın olmadığı o yollarda yaya, araba, bisikletli duruyorken biraz abukluktan bahsetsek daha iyi olacak.
Bazen öyle sinir bir hal alıyor ki ışıklar 5dk bir ışıkta beklediğimi biliyorum. Öylece durdum, sırf utandığımdan geçmeye.
İnsanlar bekliyor, insanlar duruyor insanlar koşmuyor adeta emekliyor. Hayatlarını öyle bir sakinlik içine oturtmuşlar ki telaş acele hepsine yabancı ruh halleri, sanki o ruh hali içine girseler kendilerini kaybedip başka bir boyuta geçecekler diye korkutuyorlar beni.
Pratiklikten, kıvraklıktan çok uzak bazı şeyler. 8.00 tutan bir hesap için bir tane 10luk bir de 3.00 bozuk verdiğimde geriye bütün bir 5lik almak istediğimi anlayamıyorlar mesela. O bozuk 3.00'ün neden olduğunu soruyorlar, ne demek neden belli değil mi ?...

Bir diğer dikkatimi çeken konu ise hizmet sektörü gerçekten gelişmemiş. Burada ve şimdiye kadar gezme şansı bulduğum diğer yerlerde restaurantlarda cafelerde vs hizmet sektöründe Türkiye'ye göre ne kadar geride kaldıklarını görüyor insan.
Gözlemlediklerimle anlıyorum ki, Türkiye hizmet sektörü açısından ciddi anlamda çok ileride. Böyle olunca kendi kendime gururlanıp birinin sırtını sıvazlar gibi aferin be diyesim geliyor içimden :) susuyorum...

Geç kalmanın ayıplanan bir şey olduğunu ise okulun ilk günü derse geç kaldığımızda tatlı bir şekilde hollanda'da herkes olması gerektiği yerde olması gerektiği zamanda olur sözleriyle uyarıldığımızda öğrendim:) Sakinliklerine, yoldaki o telaşsız hallerine rağmen "zamanında" varıyorlar gidecekleri yere. Bizdeki gibi "aman İstanbul trafiği belli olmaz köprü tıkalıdır şimdi" gerekçeleriyle evden bilmem kaç saat erken çıkmak gibi, "zamanında varmalıyım olur ya bisikletimin lastiği patlar" gibi farklı gerekçelerle  erkenden yola koyuluyorlar muhtemelen:) Çok da erken çıkmaya gerek yok zaten, ne tıkanacak köprüleri ne de binlerce arabanın döküldüğü yolları var. Olsa olsa bisiklet yolunda biraz bisikletli trafiği olur o kadar.

Farklıyız, farklılar... Kültür farkı dedikleri şey günlük hayat içersinde gözüme çarpıyor çoğu zaman.
Değişiklikler iyidir, farklı şeyler görmek farklı şeyler duymak.
Alışmak da zorunda değilim zaten, demiştik değil mi?
Bazen tebessümle, bazen diş gıcırdatarak izliyorum her şeyi. Ders almam gereken yerde ders almaya çalışarak devam ediyorum yoluma.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder


Minik adamlarım

Yalnız...

Yükseliş*

Huzur

...

Balıkçı

"İstanbul"

"uzağa,daha uzağa..."

"Ufaklık"

"eski..."

"saklı..."

"Huzur"

"çocuk olmak"

"geride kalan..."

"mutluluk"

"bekleyiş"

"nostalji"